• Tarihçe
  • Mahalleler
    • Merkez Mahallesi
    • Güney Mahalle
    • Yeni Mahalle
    • Fatih Mahallesi
  • Derneklerimiz
    • Uğurlu Derneği
    • Avrupa Uğurlu Derneği
  • Okulumuz
  • Kültür
  • İletişim
  • Şiir Köşesi
  • Köyümüzden Yetişenler
  • Köyümüzde Tarım
    • Beslenme
    • Hayvancılık
    • Meyvecilik
    • Sebzecilik
    • Tarla Bitkileri
    • Gübreleme
    • Mevzuat
      • Bakanlar Kurulu Kararı
      • Kanunlar
      • Yönetmelikler
      • Tebliğler
    • Kredi Uygulamaları
    • Duyurular
Ana Menü
  • Anasayfa
  • Foto Galeri
  • Değerlerimiz
  • Ziyaretçi Defteri
  • Sağlık Ocağı
  • Muhtarlık
  • Videolar
  • Video Galeri
Giriş Formu



  • Şifrenizi mı unuttunuz?
  • Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?
  • Kayıt ol
Site E-Maili & Hesap Nosu

Ah Şu Çocuklar

AH ŞU ÇOCUKLAR

 

     Sevgili hemşerilerim,

     Az kar yağışlı bir kış mevsiminin ardından Trabzon’da bahara ancak merhaba diyoruz. Arayıp bulamadığımız güneş yeni yeni sırtımızı ısıtmaya başladı. Evlerde bahar temizlikleri başlamış. Sobalar boyanıp odalardan depolara kaldırılıyor. Kıyı bucak, kap kaçak elden geçirilip düzenleniyor. Tarla çalışmaları hız kazandı. Patatesler yabancı otlardan ayıklanıp yumuşatılıyor. Yaz sebzeleri yetiştirmek için yeni yerler tarh ediliyor.

     Fındığı sorarsanız o bir muamma...

     Burada durum böyle; peki sizin oralarda neler oluyor. Merak içindeyiz. Biz burada olup biteni sitemiz aracılığı ile fotoğraflarla, haberlerle bildiriyoruz ama sizin çıtınız çıkmıyor. Oralarda sanki dipsiz kuyudasınız. Ne fotoğraf gönderiyorsunuz siteye, ne bir şey. Bu merakımızı nasıl gidereceğiz.

     Bu kadarcık hal hatırdan sonra şimdi size bakın neler anlatacağım.

    

     Sevgili hemşerilerim,

     Hitap şeklimizle insanları sevindirdiğimiz gibi farkında olmadan üzdüğümüz de olur. Bu yazıda insanların, hele çocukların iç dünyalarından bize nasıl baktıklarını ortaya koyan bir olayı anlatacağım. Anlatacağım olayı vaktiyle ben yaşamıştım.

     Bir çocuğa nasıl hitap ederiz diye sorsam hep farklı şeyler söyleriz değil mi? Böyle bir anket yapılsa ilk sıraları bence Hişt, la, hey ya da ufaklık deyimleri alır. Hatta kerata diyenlerimiz de vardır ki çocuklara karşı arada ben de kullanırım bu deyimi. Sevgidendir deseniz de çocuğa seslendiğimiz bu hitaplarla aslında onu önemsemediğimiz gerçeği yatar içgüdümüzde.  

     Acaba bir çocuğa bu seslenmeler yerine kendi adıyla çağrılmasından ne kadar hoşlanacağını biliyor muyuz? Hayır dediğinizi duyar gibiyim. Oysa bir çocuğa adıyla seslenmekle ne kadar mutlu olacağını bilsek, dolayısıyla bu davranışımızla bizi ne kadar seveceğini düşünsek bana öyle geliyor ki tüm çocukların adını ezberleriz.      

     Bir çocuğa adıyla seslenmeye o kadar dikkat ediyorum da gelin görün ki çoğu zaman adlar aklımda kalmıyor. Bildiğim tanıdığım bir çocuğun adı olsa bile, bir unutkanlıktır aldı başını gidiyor bende.  Hele son zamanlarda öyle musallat oldu ki, bu unutkanlık günlük işlerimi de unutturmaya başladı bana.

     Dedim ya bir çocuğa, ya da akranınıza adıyla hitap etmek çok önemlidir. Ona mutluluk verir, kendinizi sevdirirsiniz. Bir insanı mutlu etmeniz de kendinizi sevdirmeniz de bu derece kolaydır işte.

     Aha size bir örnek:  Ama örneğe geçmeden önce şunu söyleyeyim; çocuk denecek yaşta bana bu tecrübeyi elde etmemi sağlayan olayın içinde olan kişi akrabamın gelinidir. Tanıtmak gerekirse ki birçoğunuz tanıyorsunuz. Eskilerin anlayacağı deyimle Zayde’nin Osman’ın gelini Selime’dir o. Zayde’nin Osman’a pala Osman da derler ya; bilirsiniz. Selime, Pala Osman’ın oğlu Musatafa Abinin rahmetli eşidir. 

     Küçüktüm. Musatafa Abinin düğününe gittim mi gitmedim mi anımsamıyorum ama Mustafa Abinin eşi Selime Abanın köyde evlerine baktığımda yaşadığım olayı anımsar evin başında ki harmanda onun silüetini hemen görürüm. Onun bana adımla seslenişini unutamam. Olay şöyle: O zamanlar Kaç yaşımda olduğumu da anımsamıyorum. Siz hesaplayın. Mustafa Abinin evlendiği yıldı sanırım. Kaç yılında evlendiyse o yıldan 1965 yılına geri gidin. Aradaki fark o zamanki yaşımdır işte. Neyse Selime Aba gelin olmuş, Mustafa Abiye gelmiş. Onların evinin başı harman; harmanın yukarısı bizim fındıklıktır. O zamanlar annem inek besliyor ve yazları biz de hayvanları fındıklıkta otlatıyoruz. Sabahtan öğleye kadar biz de hayvanla otlayacak değildik ya; Selime abanın kaynı Süleyman Abinin çocukları Adnan ve Emin’le birlikte eve dönünceye kadar bizim fındıklıkta eğleniyoruz.

     Böyle bir günde Selime Aba kapıdan Adnan! Adnan! diye seslendi. Çocuklar benden küçük oldukları için sesin ne yönden geldiğine kulak verip ne dendiğini anlamaya çalıştım. Sesin geldiği yön Mustafa Abilerin eviydi. O yöne doğru yaklaştım. Gördüğüm kişi çocukların ne babaanneleri Fadime Yenge, ne anneleri Sakine Aba, ne halaları Nazmiye ya da Havva idi. Adnan, Adnan diye çağıran kişi yabancı biriydi. Ve beni görünce de Hasan diye seslenmesin mi bana. Daha bana çocuklar seninle mi demeye kalmadan şaştım, kaldım. Yav bu yabancı tanımadığım kadın adımı nereden biliyordu. Şaşkınlığım bundandı. Ama o yaşta benden büyük birinin bana adımla seslenmesi de hoşuma gitmişti. Büyük adam gibi hissettim kendimi. Büyük adam yerine koyulmuştum sanki. Sanki büyümüşte bıyıklı, sakallı sözü geçen biri olmuştum.

     Adnanlar eve gidince bende inekleri hemen ahıra sürüp evde anneme; Osman emicelerin evinden bir kadın bana adımla seslendi, demek ki beni tanıdı ama ben onu tanımadım. Kimdi o, dedim. Annem güldü ve dedi ki: “Musafa’nın karısı Selime’dir. İlanalıdır o da. Hacuğlarındandır”

     Meğer eskiden eve gelin gelince kaynata sahip olduğu arazinin sınırlarını ona gösterirdi. Kaynana da akrabaların, komşuların adlarını sayar, söyler, onları hiç görmese de gelin bu adları hafızasına kazırdı. Odur budur Selime Abayı sevdim; severim. Allah rahmet etsin. 

     Yaş kemale ermeye başlayınca bende çocuklara adlarıyla seslenmeye başladım. Hayat tecrübeden ibaret değil mi sevgili hemşerilerim. Bilirim ki adıyla seslendiğim bir çocuk, çocukluğumda bana adımla seslenildiği zaman ki mutlu olduğum kadar mutlu olacak. Çocuklardan neden esirgeyelim bunu.

 

Not: Bu yazı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla çocuklara armağanımdır.

Yazarın Diğer Makaleleri

Komşuluk İlişkileri

Başkandan Mektup4

Başkandan Mektup3

Başkandan Mektup2

Başkandan Mektup1

 

 

Web Tasarım: Şeref BEKTAŞOĞLU | Copyright © 2009 | AKÇAABAT UĞURLU