
MEVLİD KANDİLİ
Sözlükte *doğulan yer ve zaman* anlamına gelen mevlit kelimesi, İslami literatürde * Hz. Peygamber’in doğum günü, bu günün yıl dönümü münasebetiyle yapılan kutlamalar ve bu konuda kaleme alınan eserler* karşılığında kullanılmıştır.
Başka bir anlatımla, Mevlit, Hz. Peygamber’e duyulan muhabbet ve hürmetin bir tezahürü olarak zengin ve köklü mirasımızdan bugüne kadar ulaşan önemli bir merasim ve ebedi türün de adı olmuştur. Bugüne kadar , sevinçli ve kederli günlerde pek çok mecliste okuna gelmiştir.
Hz. Peygamber’in kadrini bilenler, O’nun doğduğu geceyi, tabiin devrinden beri kutlarlar. Fakirlere sadaka vermek, yoksullara yemek ikram etmek, Kur’an okumak, çokça salavat getirmek ve nafile namaz kılmak gibi çeşitli ibadetlerle ihya ederler.
Sevgili Peygamberimiz, hem ferdi, ailevi ve sosyal hayat, hem de söz ve açıklamaları ile insanlığa kıyamete kadar kalıcı bir rehberlik sunmuş ve bütün eylemleriyle örnek olmuştur.
Hz. Peygamber’i sevmek ve O’nu örnek almak demek; O’nun , insanlığın huzuru ve kalıcı mutluluğu için yaptığı çağrıyı günümüze taşıyarak hayatımıza yansıtmak, davranışlarımızı, O’nun örnek ahlakına, emir ve tavsiyelerine göre şekillendirmek demektir.
İslam Aleminde yaygınlaşan Mevlit Realitesinin icra edildiği meclislerde ana tema; Peygamber Efendimize gösterilen yoğun sevginin tezahürü ve içtenliğindedir.Peygamber Efendimizi meclislerimizin, hanelerimizin baş köşesinde misafir etmekten sonsuz mutluluk duymaktır.
Meclislerimiz, hanelerimiz Peygamber Efendimizin vasıflarını içermeli ve yaşatmalı; hanelerimiz O’nun ziyasıyla aydınlanmalıdır.
Peygamber Efendimize selamlarımızı ve saygılarımızı huşuu içerisinde sunmakla meclislerimizi, hanelerimizi süsleyelim, şenlendirelim. Saadet isteyen insanlar O’nun şefaatine muhtaçtır. O’nun zatından kaynaklanan kutsal ve vasfa sığmayan parlak ışığının verdiği aydınlığı içerisinde kendimizi her daim bulabilmeliyiz. Zira, yaratılış gayemiz gereği muhtacız.
Yüce Allah; **(Ey Muhammed) Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik**ayet—i mealine göre,O Peygambere ümmet olmak, şükredilmesi gereken ne büyük nimettir.
Kaynaklardan edindiğimiz bilgiler ışığında, O Yüce Peygamber, insanların en cömerdi, en doğru sözlüsü, en yumuşak huylusu ve en arkadaş canlısı. Kendisini ilk defa görenler O’nun mehabetti karşısında sarsılırlar, fakat dostluk kurup sohbetinde bulunanlar O’nu çok severlerdi. Efendimizi övmek isteyen kimse **Ben O’ndan önce ve O’ndan sonra eşini benzerini görmedim** derdi. Allah’ın Salat ve Selamı O’nun üzerine olsun.
Hayat için vazgeçilemez bir gerçek; Beşeri ilişkilerde empatinin en önemli vasfı yumuşaklıktır. Peygamberimizin de bu özelliği sebebiyle insanların kabulüne mazhar olmuş, gönüllere taht kurmuştur. Zaten, beşeri münasebetlerde insanları etkileyen karakter ve tutarlı şahsiyet değil midir?
Bir gönül insanının günümüzü de dramatize ederek Peygamber Efendimizin Yokluğuna Düşülmüş notlarından bir kesiti sunalım:
EY varlığın çehresindeki perdeyi kaldıran Alemlerin Efendisi; ışığıyla karanlık dünyalarımızı aydınlatan nur, enfes kokusuyla cihanları ıtriyat çarşısına çeviren gül,
SEN akılla kalbi en sağlam esaslar çerçevesinde buluşturup muhakemenin ufkunu fizik ötesi enginliklere ulaştırdın; canlı—cansız her şeyi en doğru şekilde okudun; okuduklarını , herkesten çok önce ve en büyük araştırmacıların idrak ufkunu aşkın bir seviyede yorumlayıp külli kaidelere bağladın.
Başını yaranlar, dişini kıranlar karşısında bile ellerini açıp dua dua yalvardın. Çünkü Sen af ve Dua insanıydın. Seni bilmemelerine mazeret kabul ederek, lanet ve bedduada bulunmadın, lanet ve bedduaya **amin** demedin.
BİZLER yaşadığımız şu alemde Rabbimizi seninle tanıdık. Sağanak sağanak başımızdan aşağı dökülen nimetleri Senin basiretlerimize saçtığın nurlar sayesinde duyup hissettik. Nimete minnet ve şükran duygusunu ,; ihsan, hamd ü sena düşüncesini senden öğrendik. Senin sunduğun mesajlarla Yaratan ve yaratılan arasındaki ilişkileri, kul ve Mabud münasebetlerini, Yaratan’ın ululuğuna ve bizim kulluğumuza yaraşır şekilde duyup anlayabildik.
SENDEN SONRA ümit sabahlarımız kapkaranlık bir hicran gecesine döndü. Göz gözü göremez oldu ve yollar bütünüyle birbirine karıştı. Gün geldi , akıl senin yolundan çıkıp başka vadilere saptı ve düşünce bütün bütün sana karşı kapandı. Bizler durduğumuz yerde duramadık, olmamız gerektiği gibi olamadık mana köklerimizden koptuk. Maddeyi ve dünyayı doğru okuyamadık. Kendimizi bir korkunç hazanın solduran ikliminde sararıp solmaya saldık.
ŞİMDİ; korkutan bir belirsizlik var dünyada; anlayışlar dar, düşünceler çarpık, yenilenme ve dirilme duyguları da tamamen mefluç. Koskoca bir alem hiçlik vadilerinde hiçi arıyor; o alem ki gayesizlik ve hedefsizlik pençesinde ve o İslam alemi garip, yetim ve zamanede.
YA RESULALLAH! Gel de gönüllerimizdeki karanlıkları kov; Gel de, sevgiye , merhamete, şefkate hasret giden sinelerimizi muhabbetle coştur; Gel de her gün biraz daha azgınlaşan şu zulmetleri ışığınla doldur;
EY DOST; EY SEVGİLİ! Bu dünya ışığa hasret gidiyor. Bizler o kırık azimlerimizle ve o çatlamış ümitlerimizle, yolların hakkını veremezsek de hep yollardayız. Gel son kez içimize doğ ki gönüllerimiz ışıkla dolsun; Ve ufuklarımızı saran uzun geceler bir son bulsun…
Bu duygu ve anlayışla Mevlid Kandilinin bütün insanlığa rahmet, dış ve iç dünyamıza hayır getirmesini Yüce Allah’tan temenni eder, siz okuyucularımızın kandilini kutlar, iş ve aile hayatınızda başarılar; Mutluluklar dilerim.
Yazarın diğer makaleleri
“FUTBOL HASTASI” OLMASI İÇİN Mİ GÖNDERİLMEKTEDİR?