
Beslenme
TÜRKİYE'DE BESLENME DURUMU VE KÖTÜ BESLENMEYE BAĞLI SAĞLIK SORUNLARI
ÜLKEMİZDE SIK GÖRÜLEN BESLENME ve SAĞLIK SORUNLARI,
NEDENLERİ ve ÖNLENMESİ
Sık görülen beslenme ve sağlık sorunları şunlardır:
- Protein-enerji yetersizliği
- Zayıflık ve şişmanlık,
- Raşitizm,
- Demir eksikliğine bağlı kansızlık,
- İyot yetersizliği hastalıkları,
- Vitamin ve mineral eksiklikleri (D vitamini yetersizliği, folat yetersizliği vd)
- Diş çürükleri.
- Beslenmeye bağlı kronik hastalıklardır (kalp-damar hastalıkları, yetişkin tip şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, bazı tür kanserler ve osteoporoz).
Bu sorunlar;
- Büyüme ve gelişme sürecindeki bebek ve çocuklarda,
- Gençlerde (ergen ve adolesanlarda)
- Doğurganlık çağındaki kadınlarda,
- Yaşlılarda,
- Ağır işte çalışan bireylerde sıklıkla görülmektedir.
Toplumda beslenme sorunlarının oluşmasının temel nedenleri şöyle sıralanabilir.
- Besin üretimi, dağıtımı ve işlenmesinde yetersizlik ve düzensizlikler,
- Ailenin besin satın alma gücünün yetersizliği,
- Eğitim yetersizliği ve beslenme bilgi düzeyinin eksikliği
- Kültürel etmenler,
- Aile kalabalıklığı
- Çevre koşulları
Ülkemizde sık görülen beslenme ve sağlık sorunlarını, nedenlerini, önleme yollarını inceleyelim.
● PROTEİN ENERJİ YETERSİZLİĞİ
Hızlı büyüme ve gelişmenin olduğu çocukluk döneminde yeterli enerji, protein ve diğer besin ögelerinin vücuda alımı yaşamsal önem taşır. Çocuklarda yeterli enerji alımının göstergesi vücut ağırlığında artıştır. Büyüme ve gelişme için yeterli protein alımı da büyük önem taşır. Eğer çocuk çeşitli türdeki besinlerle beslenir ise protein yeterli miktarda ve kalitede vücuda sağlanabilir.
Yağların ve karbonhidratların başlıca görevleri vücuda enerji sağlamaktır. Bu enerji organ ve sistemlerin çalışması, büyüme-gelişme, fiziksel hareketleri yapabilme ve vücut ısısını sağlamak için gereklidir. Proteinler ise yeni dokuların yapımında, eskiyen dokuların onarımında görev alırlar. Böylece büyüme ve gelişme ve özellikle de vücudun bağışıklık sistemi sağlanmış ve korunmuş olur. Yağların, karbonhidrat ve proteinlerin organizmada bu görevlerini yerine getirebilmesi için ise aracı diğer besin ögelerine ihtiyaç vardır. Bunlar vitaminler, madensel maddeler ve sudur. Görüldüğü gibi besin ögeleri arasında bir denge söz konusudur. Herhangi birinin yetersiz tüketimi bu dengeyi bozar ve insan vücudunda istenmeyen değişiklikleri oluşturur. Bu değişiklikler fiziksel büyümeyi (boy ve ağırlık vb) ve zihinsel gelişmeyi engellediği gibi vücudun savunma sisteminin gelişmesini de engeller. İshal, solunum yolu hastalıkları ve çocukluk çağında sıklıkla izlenen diğer ateşli hastalıkların oluşması ve ağır seyretmesinin nedeni temelde beslenme yetersizliğinin, bozukluğunun olmasıdır. Bu duruma protein enerji yetersizliği sorunu denmektedir.
Protein enerji malnütrisyonu gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin yaygın çocuk sağlığı sorunudur. Beslenme yetersizliğinin yanı sıra iyi olmayan çevre koşullarının da etkisi ile her yıl dünyada milyonlarca çocuk ölmektedir.
Yetersiz ve dengesiz beslenen bebek ve çocuklarda büyüme ve gelişme geriliği görülür, bebek ölümleri artar. Bu durumda diyetle alınan enerji, protein, vitamin ve mineraller yetersizdir.
Protein-enerji yetersizliği sorununun temel nedenleri:
- Bebek doğar doğmaz anne sütüne ilk bir saat içinde başlanmaması,
- Bebeğe ilk 6 ay içerisinde sadece anne sütünün verilmemesi,
- Altıncı aydan sonra uygun, yeterli miktarda ve sağlıklı (temiz ve güvenilir) tamamlayıcı besinlere başlanmaması ve tamamlayıcı besinlerle birlikte emzirmenin 2 yaşına kadar sürdürülmemesi
- Tamamlayıcı besinin miktarının az olması, kalitesinin uygun olmaması (yemek suyu ve ekmek, şekerli çay ve ekmek, şekerli çay ve bisküvi vb besinlerin verilmesi),
- Ailenin çocuk bakımı ve beslenmesi konusunda bilgi yetersizliği,
- Aile kalabalıklığı ve annenin sık doğum yapması, iki bebek arası sürenin 2 yıldan az olması,
- Ekonomik güçsüzlük,
- Yetersiz ve dengesiz beslenme sonucu vücut direncinin azalması sonucu sık hastalanma ve yeterli besin alamamadır.
Protein- enerji yetersizliğinde görülen sorunlar
- Büyüme geriliği görülür. Çocuğun yaşına göre boy uzunluğu kısadır (bodurdur), zayıftır, düşük vücut ağırlığına sahiptir.
- Çocuğun görünümü sağlıklı değildir Bazen bir deri bir kemik görünümündedir. Çocuklarda kas ve deri altı yağ dokusu azalır, “yaşlı adam” görünümü vardır. Saçlar ince, seyrek, cansız ve kurudur. Cilt ince, kıvrımlı, gevşek ve adeta vücuda bol görünümündedir.
- Yetersiz ve dengesiz beslenme sonucu vücut direncinin azalması sonucu hastalıklara sık yakalanma olasılığı artar, hastalıklar uzun sürer ve ağır seyreder.
- İshaller sık görülür.
- Çocuklarda zeka gelişimi etkilenir,
- Bebek ve çocuk ölümleri artar.
Protein ve enerji yetersizliği sorunun önlenmesi
- Bebeğe anne sütünün 6 ay süre ile tek başına verilmesi (bebeğe su dahil hiçbir besinin verilmemesi),
- Tamamlayıcı besinlere 6. aydan sonra başlanması, verilen tamamlayıcı besinlerin yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayacak besinler olması,
- Besinlerin hazırlanması, saklanması ve bebeğe yedirilmesinde uygun sağlık koşullarına ve temizliğe dikkat edilmesi,
- Bebeğin büyümesinin izlenmesi gerekmektedir.
● DEMİR YETERSİZLİĞİNE BAĞLI KANSIZLIK
Demir yetersizliğine bağlı kansızlık özellikle okul öncesi çağdaki çocuklarda ve okul çağı çocuklarda ve gençlerde, doğurganlık çağındaki kadınlarda (gebe ve emzikli kadınlarda, yetişkin kadınlarda) görülen önemli bir halk sağlığı sorunudur.
Kansızlık yaşa, cinsiyete, gebelik ve emziklilik durumuna göre bireyin hemoglobin düzeyinin ve kırmızı kan hücresi sayısının normalde olması gereken düzeyden düşük olmasıdır. Hemoglobinin vücuttaki görevi oksijen taşımaktır. Vücutta demir depoları boşaldığında kanda hemoglobin düzeyi düşer.
Ülkemizde 0-5 yaş grubundaki çocukların ve doğurganlık çağındaki kadınların yarısından fazlasının demir yetersizliğine bağlı kansızlık sorununun olduğu bilinmektedir.
Kansızlık sorununun temel nedenleri
- Besinlerle demirin vücuda yetersiz miktarda alınması,
- Besinlerle alınan demirin daha çok bitkisel kaynaklı besinlerden (tahıllar, kurubaklagiller, taze sebzeler) sağlanması ve bu nedenle demirin vücutta kullanımının yetersiz olması,
- Beslenmede her ögünde yeterli C vitamini kaynağı besinlerin (domates, yeşil sebzeler, turunçgiller, çilek vb besinlerin) tüketilmemesi sonucu demirin vücutta iyi kullanılmaması,
- Yemeklerle birlikte çay, kahve ve kakao içilmesi (çayın vücutta demirin kullanımını % 62 oranında engellediği bilnmektedir),
- Aşırı posa tüketilmesi,
- Bebek ve çocuklarda uzun süre tek başına ve fazla miktarda inek sütünün tüketilmesi (inek sütünün demir içeriği yetersizdir),
- Büyüme ve gelişme, gebelik, iki gebelik arası sürenin 2 yıldan sık olması, düşük yapma nedeniyle vücudun demir ihtiyacının artması ve karşılanamaması,
- Annede demir yetersizliği bebeğin de yetersiz demir depoları ile doğmasına neden olur.
- Vücuttan kan kaybı olması (gizli kanama, ameliyat, adet kanamasının fazla olması),
- Vücutta barsak parazitlerinin varlığı,
- Sürekli görülen ishaller,
- Toprak yeme vb sorunların varlığıdır.
- İştah azalır.
- Okul öncesi çocuklarda güven duygusu ve öğrenme azalır.
- Kansızlık kronikleştiğinde tırnaklarda içeri çökme (kaşık tırnak, dilin yapısında bozulma, nefes almada güçlük ve kalp yetmezliği görülür.
- Anne ölümleri artar.
Demir desteği sağlandığında bireylerde görülen sağlık sorunlarında düzelme sağlanabilmektedir.Vücutta demir gereksinmesi ve kaynakları: Demir ihtiyacı bireyin yaşına, cinsiyetine, gebe olup olmamasına bağlı olarak ve tüketilen diyetteki demirin vücutta kullanım oranına göre değişir. Bitkisel kaynaklı besinlerden sağlanan demirin vücutta kullanım oranı düşüktür. Et ve ürünleri, hindi, tavuk, balık, karaciğer, yumurta, kurubaklagiller, tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler, pekmez, tahin ve kurutulmuş meyveler demir içeren besinlerdir. Ancak et ve et ürünlerinde ve anne sütünde bulunan demirin vücutta kullanımı yüksektir.
Kansızlığın önlenmesi
Demir yetersizliği anemisinin önlenmesinde dört temel uygulama önem taşımaktadır. Bu uygulamalar; bebeklere, gebe ve emzikli kadınlara demir desteğinin (preparat) verilmesi, besinlerin demirle zenginleştirilmesi, enfeksiyon ve parazit hastalıklarının kontrolü ve önlenmesi, halkın beslenmede bilinçlendirilmesi ve eğitimidir.
Ülkemiz koşullarında uyulması gereken kurallar şöyle sıralanabilir;
- Anne sütü tek başına bebeğin tüm besin öğesi ihtiyaçlarını 6 aya kadar tek başına karşılamaktadır. Anne sütündeki demirin bebekler tarafından kullanımı yüksektir. Altıncı aydan sonra ise çocuğa uygun miktar ve kalitede tamamlayıcı besinlerin verilmesi önem taşımaktadır.
- Ülkemizde T.C. Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü tarafından “Emzirmenin Korunması, Özendirilmesi, Desteklenmesi ile Demir Gibi Türkiye Programı” ile demir yetersizliği anemisinin önlenmesi ve kontrolü ile “Gebelerde Demir Destek Programı” programları yürütülmektedir.
-
- “Emzirmenin Korunması, Özendirilmesi, Desteklenmesi ile Demir Gibi Türkiye” programı doğrultusunda 6 ay süre ile sadece anne sütü verilmesi, 6. aydan sonra uygun ve yeterli miktarlarda tamamlayıcı besinlere başlanması önerilmektedir. Ayrıca 4. aydan itibaren tüm bebeklere 12 aya kadar hergün 10 mg demir desteğinin verilmesi amaçlanmıştır.
- Gebe ve emzikli kadınlara da demir desteği sağlanmalıdır. “Gebelerde Demir Destek Programı” doğrultusunda gebe kadınlara altı ay süreyle standart dozda günde 60 mg demir + 400 mcg folik asit uygulanması önerilmekte, eğer gebelik döneminde altı aylık tedavi sürdürülemezse, doğum sonrası dönemde tedaviye devam edillmesi veya gebelikteki dozun 120 mg demire yükseltilmesi önerilmektedir.
- Gebelikte kansızlık görülme sıklığı %40’ın üzerinde ise, doğum sonrası dönemde üç ay kadar tedaviye devam edilmesi önermektedir.
o Doğum öncesi ve doğum sonrası izlemlerde fizik muayenede kansızlık bulgularının değerlendirilmesi veya kansızlık taramasının yapılması önerilmektedir.
-
- Ciddi kansızlık vakası; gebeliğin son ayında ise, solunum sıkıntısı veya ödem (bacaklarda su toplanması) gibi kalple ilgili bozukluk belirtileri varsa ve bir haftalık demir/folat tedavisini takiben iyileşme olmadıysa veya gebenin genel durumu daha da kötüleşti ise hastaneye sevk etmelidir.
- Demir açısından zengin besinleri ve C vitaminini tüketmeleri önerilmelidir. Ülkemiz koşullarında C vitamini kaynağı olan besinler (portakal, mandalina, greyfrut, yeşil biber, yeşil soğan ve diğer yeşil yapraklı sebzeler) düzenli olarak, her öğün tüketildiğinde özellikle bitkisel kaynaklardan sağlanan demirin vücutta kullanımını arttırmaktadır.
- Gebe-emzikli ve çocuklarda da mümkünse demir içeren et ve ürünlerinin tüketimine öncelik verilmelidir.
- Pekmez, tahin, kuru meyveler demir ve kalsiyum yönünden zengin besinlerdir.
- Koyu bir çayın yemek sonrası içilmesi ise demirin vücutta kullanılmasını; emilimini azaltır ve demir yetersizliğine bağlı kansızlık sorununa neden olur. Bu nedenle çay yemeklerle birlikte veya yemekten hemen sonra içilmemelidir. Koyu, demli çay tüketilmemeli, mümkünse açık olarak ve limonla birlikte tüketilmelidir.
- Bu konularda toplumun her kesimindeki bireylerin bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi sorunun önlenmesinde büyük önem taşımaktadır.
- Parazit ve diğer hastalıkların kontrol altına alınması yoğun çabaları gerektiren bir süreçtir. Çevrede ve ailede temizlik ve hijyen koşullarının kontrol altına alınması gerekmektedir.
- Demir desteği bireye yönelik bir çözüm yoludur. Ekmeğin demirle zenginleştirilmesi toplumda kansızlık sorununun önlenmesinde önemli bir uygulamadır.
● İYOT YETERSİZLİĞİ HASTALIKLARI VE İYOTLU TUZUN ÖNEMİ
İyot insan vücudunda çok az miktarda bulunan, tiroid bezinde tiroid hormonlarının yapımı için gerekli olan bir mineraldir. Tiroid bezi kelebek şeklindedir ve boynun ön kısmında bulunur. Tiroid bezinde yapılan tiroid hormonları kana geçer ve vücutta çeşitli işlevleri kontrol eder. İyot; büyüme, gelişme ve yaşam için elzem bir mineraldir. İyot, zeka gelişimi, zeka geriliğinin ve annede iyot yetersizliği sonucu bebekte görülen doğuştan sağırlığın önlenmesi için büyük önem taşır. Bu nedenle annenin gebelik ve emziklilik döneminde yeterli iyot alması gerekmektedir.
Günlük alınması gereken iyot miktarı bir toplu iğne başı kadardır; ancak bu miktar yaşam için çok önemlidir. İyot vücudumuza besinler ve içtiğimiz su ile alınır. İyodu yeterli tüketen annenin sütünden de bebeğe yeterli iyot sağlanmaktadır. Deniz ürünleri iyot içermektedir. Ülkemizde besinlerin yetiştiği toprakta ve suda iyot yeterli miktarlarda bulunmamaktadır. Bu nedenle iyotlu tuzun (iyotla zenginleştirilmiş tuzun) kullanılması gerekmektedir.
İyot yetersizliğinde oluşan sağlık sorunları
|
|
Vücuda yetersiz iyot alımında iyot yetersizliği hastalıkları adı verilen birçok sağlık sorunu ortaya çıkmaktadır.
İyot yetersizliği;
o Gebe kadınlarda düşüklere, ölü doğumlara, guatra,
o Bebek ve çocuklarda büyüme geriliği, zeka geriliği, sağırlık, cücelik, guatr, troid bezinin çalışmaması (hipotiroidi) ve bebek ölümlerinde artışa,
o Çocuklarda ve gençlerde guatra, büyüme geriliği, okul başarısızlığı, anlama ve öğrenmede güçlüklere neden olmaktadır. İyot yetersizliğinde çocuklarda zeka puanı 13.5 puan düşmektedir.
o İyot yetersizliği yetişkinlerde guatr, troid bezinin ve (hipotiroidi), zihnin yeterli çalışmamasına ve güçsüzlüğe neden olur. İyot yetersizliğinde insanların düşünme ve karar verme yetenekleri olumsuz yönde etkilenmektedir. İyot yetersizliği olan bireyler zekâca daha yavaş ve daha az tepkili, daha zor eğitilen, daha güç anlayan ve dolayısiyle işlerinde daha az üretken olan kişilerdir. Bu tür bireylere sahip olan bir ülkede ise ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyi düşer ve verimlilik azalır.
o İyot yetersizliği olan bireylerde radyasyona karşı duyarlılık artmakta ve tiroid kanseri riski artmaktadır.
o İyot yetersiz bölgelerde yetişen hayvanlarda da guatr görülmektedir. Ayrıca hayvanlar daha küçük kalmakta, et, süt, yumurta, yün verimleri düşmekte, düşük yapma ve kısırlık gibi sorunlarda artış olmaktadır.
Guatr; tiroid bezinin normalden büyük olmasıdır. İyot yetersizliğinde yeterli tiroid hormonu yapılamaz. Her yaş grubu bireyde guatr sorunu sıklıkla görülmektedir. Guatr bazen nefes borusuna baskı yaparak nefes alma ve yutma göçlügüne neden olabilmektedir.
Hipotiroidi; vücudun yeterince tiroid hormonu sağlayamadığı anlamına gelmektedir. Hipotiroidide; hareketlerde yavaşlık, uyku hali, deri ve saçta kuruma, soğuğa duyarlılık, seste kalınlaşma, şişmanlık ve kabızlık görülür. Küçük çocuklarda bunlara ek olarak mental gerilik ve büyümede gerilik oluşur. Çünkü tiroid hormonları beyin ve sinir sisteminin normal gelişimi için elzemdir.
İyot yetersizliği hastalıkların görülme nedenleri
İyot yetersizliği hastalıkları özellikle toprağında iyot yetersiz olan bölgelerde sık görülmektedir. Havada bulunan iyot toprağa çöker, bu toprakta yetişen bitkiler iyodu alır. Bu bitkilerle beslenen insanlar ve hayvanlarda iyottan yararlanır. Bol yağış alan, ağaç bulunmayan yörelerde toprak yüzeyindeki iyot erozyon (buzlanma, kar, yağmur, rüzgâr) etkisiyle sürüklenmektedir.
İyot yetersizliği hastalıklarının sıklıkla görülen belirtisi guatrdır. Guatr boyunda troid bezinin büyümesidir.
İyot yetersizliği hastalıklarının önlenmesi
İyot yetersizliği hastalıklarının önlenmesi için sıklıkla kullanılan yöntem, tuza iyot eklenmesidir. Ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunu olan bu hastalıkların önlenmesi amacı ile T.C. Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü ile UNICEF’in işbirliğinde 1994 yılında, “İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi ve Tuzun İyotlanması Programı” yürütülmektedir.
- Ülkemizde sofra tuzu iyotla zenginleştitilmiştir. İyot yetersizliği hastalıklarının önlenmesi için iyotlu tuz kullanılmalıdır.
- İyotlu tuz guatrı tedavi etmez, guatr oluşmasını ve daha fazla büyümesini önler.
- Gıda sanayi tuzu ise iyotsuzdur ve parekende satışı yasaktır.
- Ayrıca iyot tüketmemesi gereken kişiler için, sofralık iyotsuz tuzda üretiilmektedir.
İyotlu tuzun saklanmasında dikkat edilmesi gereken ilkeler
İyotlu tuzlarda bulunan iyot gün ışığında, fazla nemde ve yüksek sıcaklıkta kayba uğramaktadır. Bunu önlemek için;
o İyotlu tuzu satın aldıktan sonra koyu renkli ve kapaklı cam kavanozlara boşaltılmalı,
o Işıktan ve güneşten korunmalı,
o Nemli ve sıcak ortamda saklanmamalı
o Tuz yemeklere yemek piştikten sonra, yemek ocaktan indirilmeye yakın eklenmelidir.
● D VİTAMİNİ YETERSİZLİĞİ (RAŞİTİZM-RİKETS)
Raşitizm, gelişmekte olan kemik dokusundaki kemikleşme bozukluğu ile karakterize bir hastalıktır. En sık nedeni D vitamini yetersizliğidir. D vitamini yetersizliğine bağlı olan türüne ‘nutrisyonel raşitizm’ denmektedir. Ender olarak kalsiyum eksikliğine bağlı raşitizm de görülebilir.
D vitamini kemik sağlığı için önem taşır, kalsiyumun barsaklardan emilimini etkiler, kemiklerden kalsiyum geri çekilimini sağlar. Ayrıca D vitamini kas çalışması, hücre gelişimi, hücre gelişimini ve olgunlaşmasını sağlar, bağışıklık sisiteminde etkilidir. D vitamini ytersizliğinde bebek ve çocuklarda raşitizm ve sık hastalanma söz konusudur. D vitamini yetersizliği tüm yaş gruplarında sıklıkla görülmektedir. Bazı ülkelerde raşitizm görülme sıklığı düşmesine karşın, ülkemizde halen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Genellikle 3-24 aylar arasında sık görülmektedir.
D vitamini güneş ışınlarından deride senezlenir ve böbreklerde aktif şekle dönüşür. D vitamini besinlerden yağlı balıkta (somon, ton, sardalya gibi yağlı balıklarda) bulunur. Yumurta sarısı, D vitamini eklenmiş margarinler ve karaciğer de D vitamini içerir. Tamamlayıcı besinerle D vitamini sağlanması zordur. Bebeklerin ve çocukların güneş ışınlarından yararlanması gerekir. Anne sütünün D vitamini içeriği annenin beslenmesine ve güneş ışınlarından yeterince yararlanmasına bağlıdır. Güneş ışınlarından yararlanma mevsimlere, oturulan yerin denizden yüksekliği gibi blrli koşullara göre değişmektedir.
Raşitizmin nedenleri
- Besinlerle D vitamininin yeterince sağlanamaması,
- Bebeğin güneş ışınlarından yeterince yararlanamaması (bebeğin kundaklanması, kol ve bacakları açık güneşe çıkarılmaması, cam arkasından güneşlendirme)
- Annenin giyim tarzı nedeni ile, güneşten yararlanmaması, yetersiz beslenmesi,
- Bebeğin yeterince anne sütünden vücuduna D vitamini alamaması (annede de D vitamini yetersizliğinin olması sonucu) sorun görülmektedir.
D vitamini yetersizliği kalsiyum emiliminin azalmasına ve kemikleşmenin bozulmasına neden olmaktadır. Çocuk kalsiyumu yeterli olsa bile eğer D vitamini yetersizse kalsiyum barsaklardan emilemez ve vücutta kullanılamaz. Deride güneş ışığı etkisi ile D vitamini sentez edilir.
Raşitizmin belirtileri ve ortaya çıkan sorunlar
Bebek ve çocuklarda
- Doğum sonrası (annede D vitamini yetersizliğine bağlı olarak) kasılmalar
- Huzursuzluk
- Baş çok terler
- Başını sürekli sağa ve sola çevirir
- Kabızlık
- El-bilek genişlemesi (ağrısızdır, 6 aydan sonra)
- Kaburgaların uç kısımlarında (kemik kıkırdak birleşim
yerinde) tesbih tanesi gibi yuvarlak çıkıntılar
- Bıngıldaklar açık kalır (18 aydan sonra)
- Kafa kemikleri yumuşar ve kafa şekli bozulur (1 yaş altında)
- Oturma ve yürüme gecikir, dişler geç çıkar, karın kasları gevşer.
Çocuklarda
- Başın alın ve yanlarında çıkıntı
- Bacak eğrilikleri – ( ) şeklinde bacaklar. Dizlerde tokmaklaşma görülür.
- Göğüs kemiğinde bozukluklar: Göğüs içe doğru çökük (kunduracı göğsü), göğüs öne doğru çıkık (güvercin göğsü)
- Sırtta bel kemiğinde eğrilikler: Kamburluk (kifoz), belkemiği eğriliği (skolyoz)
- Kanda kalsiyum düzeyi düşer ve sonucunda tetani (kasılma) görülebilir. 5-6 aylık çocuklarda görülür.
- Bebek ve çocuklarda hastalıklar sık görülür ve tekrarlar.
Raşitizmin önlenmesi
- Her gün vücuda 400 IU (10 mcg) D vitamini alınmalıdır.
- Bebeklerin her gün yeterli miktarda besinlerle kalsiyum (süt ve ürünleri) tüketmeleri gerekmektedir.
- Günlük diyetle D vitamini sağlamak zordur. Her gün güneş ışığından yararlanmak gerekir. Güneşlenme cam arkasından olmamalıdır. Güneşin az olduğu mevsimlerde ise çocuklar güneş ışınlarının dik olarak gelmediği kuşluk ve ikindi saatlerinde başları kapalı, kol ve bacakları ise açıkta iken 10-15 dakika güneşe çıkarılmalıdırlar.
T.C. Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü tarafından Bebeklerde D Vitamini Yetersizliğinin Önlenmesi ve Kemik Sağlığının Korunması Programı yürütülmektedir. Ülkemizde annede D vitamini yetersizliği önemli bir sorundur. Bu nedenle yaşamın ilk haftasından itibaren beslenme şekli ne olursa olsun (formüla veya anne sütü fark etmez) tüm bebeklere en az bir yaşına kadar, tercihen 3 yaşına kadar 400 ünite/gün D vitamini (günde 3 damla D vitamini) uygulanmalıdır. Bu dozdaki D vitamini günde bir kez 3 damla olmak üzere yıl boyunca sürekli verilmelidir.
● FOLAT YETERSİZLİĞİ
Folat besinlerde doğal olarak bulunan B grubu bir vitamindir. Yeşil yapraklı sebzeler, turunçgiller ve kurubaklagiller folatın zengin kaynaklarıdır. Besin desteklerinde folik asit olarak bulunur.
Folat yetersizliğinde görülen sorunlar
- Gebelik öncesinde annenin folik asit yönünden zenginleştirilmiş besinleri tüketmesi ve folat desteği sonucu doğumsal anormallikler (omuriliğin dışarıda oluşumu-nöral tüp defekti (NTD) ve spina bifida olguları) bebeklerde önlenebilmektedir. Ülkemizde folat yetersizliğine bağlı doğumsal anomaliler (nöral tüp defekti) görülme sıklığı 10 bin doğumda 30 çocukta saptanmıştır. Folik asit yetersizliği de 15-49 yaş grubu kadınlar için önemli bir halk sağlığı sorunu olarak görülmektedir.
- Bu sorunların gebeliğin ilk 4. haftasında (28 günde) daha gebelik tanısı kesinleşmeden önce oluştuğu bilinmektedir Ancak gelişmekte olan ülkelerde planlı gebelikler söz konusu olmamakta, hatta sağlık merkezine başvurular da daha geç aylarda olmakta ve folik asidin etkin kullanımı için geç kalınmaktadır. Gebelikte günlük folat alınımının arttırılması gerekmektedir. Halkın beslenmede bilinçlendirilmesi ve eğitimi de bu doğrultuda büyük önem taşımaktadır. Eğitimin etkinliğinin sağlanabilmesi için sürekliliği, istendik davranış değişikliği oluşturması büyük önem taşır. Planlı gebelikler desteklenmelidir.
- Yetişkin kadınlarda folat yetersizliği bir çeşit kansızlığa da (megaloblastik anemi) neden olmaktadır.
- Bebeklerde düşük doğum ağırlığı riskinin 3 kez artığı rapor edilmektedir.
- Diyetle folat alımının tüm toplumda arttırılmasının diğer bir yararı ise kalp damar hastalıkları riskini de azaltmasıdır. Folat yetersizliğinde kanda homosistein amino asidinin kanda düzeyinin artması kalp damar hastalıkları için risk oluşturmaktadır.
- Folatın vitamin B12 ile olan etkileşimi de unutulmaması gereken bir konudur. Özellikle yaşlılarda B12 emiliminde yetersizlik sık görülmektedir. Uzun süre vitamin B12 eksikliğinin pernisiyöz anemi ile sinir sisteminde bozukluklara, ağır düzeyde yeteneklerde azalmaya neden olduğu bilinmektedir.
● DİŞ ÇÜRÜKLERİ
Diş çürükleri ve dişeti hastalıkları dünyada yaygın olarak görülen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde yapılşan çalışmalar 12 yaş grubu 100 çocuktan 61’inde çürük diş olduğunu göstermektedir. Diş çürüğü çocuklarda önemli bir sorundur. Şeker ve şekerli besinlerin fazla ve sık tüketimi, diş bakımının yapılmaması, dişin büyüme ve olgunlaşması döneminde süt ve ürünlerinin, sebze ve meyvelerin yeterince tüketilmemesi, sularda flor eksikliğine bağlı olarak görülmektedir.
Diş gelişiminde beslenme etmenleri
Bebeğin ilk diş gelişimi gebeliğin 2.-3. ayında başlar ve kalıcı dişler doğumdan birkaç ay önce oluşur. Bu nedenle annenin beslenmesi bebeğin sağlıklı diş oluşumunda önemli bir etkendir. Protein, C, A, D vitaminleri, kalsiyum, fosfor ve flor dişin oluşumu ve gelişiminde önem taşıyan besin ögeleridir.
Diş çürükleri, ağızda mikroorganizmaların asit oluşturması ve dişin minesinde mineral kaybı ile oluşur. Diş çürüğünün oluşumunda beslenme ve diş bakımı büyük önem taşımaktadır.
Besin ve içecekle fermente olabilecek karbonhidrat alımı ile ağızda asitler oluşur. Bu durumda diş mineralini eritmeye başlar. Kolalı içecekle bu açıdan beslenmede olumsuzluk edenlerinden birisidir.
Dişin ve tükrüğün bileşimi diş çürüğüne direnci arttırıcı rol oynar.
· Özellikle dişin flor ve kalsiyum içeriği önemlidir. Flor, dişin çürüğe karşı dayanıklılığını arttırır. Kalsiyum ve fosforla birlikte dayanıklılığı sağlar. Tükrükte bulunan flor plak asitlerinin etkisini ortadan kaldırır ve tekrar mineralleşmeyi sağlar. Flor vücuda genellikle içme suyu ile sağlanır. Sudaki flor miktarı 0.7-1.2 mg/L veya milyonda 1 kısım olmalıdır. Çay da flor içerir. Ancak bebek ve çocukların beslenmesinde çayın kullanılmamalıdır.
· Tükrük ve tükrüğün bileşimi de diş çürüğü oluşumunda önem taşır. Tükrük asit oluşumunu, diş yüzeyinde bakteri üremesini engeller, besin artıklarının temizlenmesini sağlar, içerdiği kalsiyum, fosfor ve flor iyonları diş minesinin tekrar kemikleşmesini sağlar. Çiğneme işlemi tükrük salgısını arttırır.
Dişeti hastalıkları: Kırkbeş yaşın üzerindeki yetişkinlerin yarısında dişeti hastalıkları görülmektedir. Nedeni ise ağızda plak oluşumudur. Plak oluşumu sonucu tartar veya taş oluşumu görülür. Dişetinde enfeksiyon oluşumu sonucu peridontal hastalıklar görülür. Yaş, yanlış yöntemle diş fırçalama, dişin travmatik bozukluğu da önemli etkenlerdir. Tükrük salgısının yetersizliği önemli bir etkendir. Yaşlılarda tükrük salgısı azalır, ağız kurur ve besin alımı azalır, kötü beslenme sorunu ortaya çıkar.
● DİĞER VİTAMİN YETERSİZLİĞİNE BAĞLI SAĞLIK SORUNLARI
Vitamin yetersizliği belirtilerinden en sık görülenler riboflavin (B2 vitamini) ve A vitamini yetersizliğidir.
Riboflavin yetersizliğine bağlı olarak dudaklarda ve dudak kenarlarında belirtiler oluşur. Keylozis ve angular lezyon görülür. Okul çağı çocuklarda süt ve ürünleri ile, yeşil yapraklı sebzelerin yetersiz tüketilmesi sonucu görülmektedir. Besinlerin hazırlanması, pişirilmesi ve saklanmasındaki temel ilkeler vitamin kayıplarının önlenmesi için önem taşımaktadır.
A vitamini A vitamininin vücut çalışmasındaki en önemli bilinen işlevi, gözün değişik ışık durumlarında görebilmesi ile ilgilidir. Bunun yanında büyüme, gelişme, deri sağlığı, üreme ve bağışıklık sisteminin yeterliliği için de A vitamini gereklidir. A vitaminin ön maddesi olan b karoten çeşitli kanser türlerine karşı koruyucudur ve kalp hastalıkları ile kalp krizi riskini azaltmaktadır. Bunun için A vitamininden zengin besinler olan karaciğer, süt ve ürünleri (yağı alınmamış), balık yağı, koyu yeşil yapraklı ve turuncu renkli sebzeler (havuç, kayısı, kış kabağı vd), yumurta, zenginleştirilmiş margarin tüketmeye özen gösterilmelidir.
● ŞİŞMANLIK
Şişmanlık vücutta yağ miktarının artması diye tanımlanmaktadır. Vücutta yağ miktarının artmasına bağlı olarak vücut ağırlığı da boy uzunluğuna göre arzu edilenden fazla olmaktadır. Şişmanlık, genelde fazla yeme ve fiziksel aktivite azlığı (hareketsiz yaşam) sonucu görülmektedir. Şişmanlığın insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri vardır. Ülkemizde önemli bir beslenme sorunu da şişmanlıktır.
Beslenmeye bağlı oluşan şişmanlıklar kalp-damar hastalığı, tansiyon yüksekliği, diabet (şeker hastalığı), meme ve prostat kanseri gibi hastalıklara neden olması, ölüm riskini arttırması açısından önem taşımaktadır. Şişmanlığın tedavisinden önce önlenmesi önemlidir. Şişmanlığın önlenmesinde en önemli koşul ise küçük yaşlardan itibaren bireylerin yeterli ve dengeli beslenme ve egzersiz yapma alışkanlığını kazanması ve vücut ağırlığını istenilen düzeyde korumasıdır.
Şişmanlık oluşumunda önemli etmenler
Genetik (kalıtım): Beden ağırlığının düzenlenmesinde rol alan hormonal etmenler kalıtımsaldır.
Hormonal etmenler: Tiroid, hipofiz, böbreküstü, pankreas ve cinsiyet hormonlarının yapımında ve fonksiyonlarındaki bozukluklar sonucunda; kişinin iştahı artabilir, bazal metabolizma hızı yavaşlayabilir ve enerji dengesi bozularak şişmanlık oluşabilir.
Demografik etmenler:
Yaş: Erkeklerde ve kadınlarda, en azından 50-60 yaşlarına kadar artan yaşa bağlı olarak şişmanlık prevalansında artış görörülür. Yaşın ilerlemesiyle birlikte bazal metabolizma hızı yavaşlar, fiziksel aktivite azalır. Harcama azaltıldığında enerji alımı azaltılamaz ise enerji dengesi bozulur ve vücut ağırlığı artar.
Cinsiyet: Kadınlarda şişmanlık prevalansı erkeklere göre daha yüksektir (özellikle 50 yaş sonrası). Kadınlarda vücutta yağlanma daha erken yaşlarda başlar.
Sosyokültürel etmenler:
Eğitim ve gelir düzeyi: Endüstrileşmiş ülkelerde prevalans, düşük eğitim düzeyli ve/veya düşük gelirli ülkelerdekine göre daha yüksektir.
Medeni durum: Evlilik sonrası dönemde genellikle şişmanlık sorununda artış görülür.
Biyolojik etmenler: Gebelik
Davranışsal etmenler:
Diyet: Şişmanlık enerji alımının uzun süre harcanandan çok olması sonucudur. Enerji alımının fazlalığı aşırı yeme, daha çok yağlı ve şekerli besinleri tercih etme şeklindeki yeme davranışından kaynaklanabilir. Yemekten aşırı zevk alan bireyler enerji alımlarını kontrol etmekte güçlük çekerler. Aşırı yeme davranışı yağlanmanın bir sonucudur. Çalışma koşulları nedeniyle ya da kişinin zayıflamak amacıyla öğün atlaması şişmanlığa neden olabilir. Hızlı yemek yeme, yemek yerken televizyon seyretme, kitap okuma gibi durumlarda da kişi doyduğunu hissedemez ve aşırı yemek yer. Fast-food tipi beslenme, özellikle karbonhidrat ve yağ içeriği yüksek besinlerin tüketilmesi aşırı enerji alımına dolayısı ile şişmanlığa neden olmaktadır.
Sigara: Sigara içiminin bırakılması vücut ağırlığının artmasına neden olabilmektedir. Ancak sigara kullanımı ile şişmanlık arasındaki ilişki toplumlar arasında geniş bir değişkenlik göstermektedir. Ayrıca sigaranın sağlık üzerine olumsuz etkileri unutulmamalı, ağırlığın denetimi beslenmenin ve fiziksel aktivite düzeyinin düzenlenmesi ile sağlanmalıdır.
Alkol: Çoğu toplumdaki etkisi açıklık kazanmamış olmakla birlikte, orta dereceli alkol tüketiminin yüksek BKI ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir.
Fiziksel aktivite: Şişmanlamada en önemli etmen enerji harcamasının düşüklüğüdür. Teknolojik gelişmeler beden gücünün yerine makineyi getirmiştir.bu değişim sonucu fiziksel aktivite için enerji harcaması düşerken, enerji yoğunluğu yüksek besinlerin tüketimi artmaktadır.
Ruhsal-psikolojik etmenler: Bazı kişiler heyecan, sıkıntı ve endişelerini gidermek için, farkında olmadan sürekli birşeyler yerler. Bu atıştırma tarzı ile birey sürekli besin tükettiği için şişmanlamaktadır.
Şişmanlığın neden olduğu sağlık sorunları
- Hastalıklara bağlı ölümler
- Şeker hastalığı
- Osteoporoz
- Akciğer yetmezliği
- Kalp damar hastalıkları
- Kalp yetmezliği
- Safra kesesi taşları
- Karaciğer bozuklukları
- Uyku apnesi
- Kısırlık
- Yaralar
- Deri hastalıkları
- Bağışıklık sistemi bozuklukları
- Bazı kanserlerin görülme olasılığında artma (şişman erkelerde; kolon, rektum,
Prostat; şişman kadınlarda: safra kesesi, over, meme kanseri)
- Psikolojik ve sosyal sorunlar
Ağırlığın denetimi: Günlük enerji alımının dengelenmesi ve fiziksel aktivitenin arttırılması ile vücut ağırlığını denetim altına almak olasıdır. Beslenmede taze sebze ve meyvelerin, tahılların (özellikle tam tahıl ürünleri), yağsız süt, balık, yağsız etler ile tavuk ve kuru baklagillerin seçimi ve tüketimi sağlıklı bir seçimdir. Yağ ve şeker içeriği düşük olan besinleri seçin. Besinleri uygun porsiyonlarda tüketin, aşırıya kaçmayın. Gün boyu aktif olun. Haftanın her günü yetişkin bireylerin en az 30 dakika süre ile orta düzeyde aktivite yapmaları önerilmektedir. Ağırlık kaybı sonrası ağırlığın korunması amacıyla günlük 30 dakikalık orta düzeyde aktivite yapmaları gerekmektedir.
Yağ miktarı azaltılmış besinin her zaman düşük enerji içerdiği zannedilmemelidir. Bazen düşük yağlı besinler fazla miktarda şeker içermeleri nedeniyle fazla enerji içerirler.
Bireylerin beslenme örüntüleri de önemlidir. Ara öğünler, ev dışında beslenme günlük enerji alımını arttırmaktadır. Ara öğünlerde taze sebze ve meyvelerin, tam tahıl içeren besinlerin veya az yağlı süt veya yogurt tüketimi akılcı seçimlerdir. Dışarıda yenilen öğünlerde porsiyon miktarının azaltılması yarar sağlar. Kızartma yerine ızgara balık, tavuk veya yağsız etler seçilmelidir.
Tüm yaşlarda aktif olmak vücudun kas miktarını arttırır ve kemiklerin dayanıklılığını arttırır. Düzenli fiziksel aktivite ağırlık denetimi, ağırlık kaybının sağlanmasında yarar sağlar.
Eğer kilolu iseniz ağırlık kaybetmeniz sağlık durumunuzu geliştirir, vücut işlevlerinde gelişme sağlar ve yaşam kalitesini artırır. Haftada yarım ile bir kilo ağırlık kaybını hedefleyin. Aşırı ve hızlı ağırlık kaybından kaçının.
Çocukların sağlıklı ağırlıklarında olmaları sağlanmalıdır
Çocukların büyüme ve gelişmeleri için yeterli ve dengeli besin tüketmeleri gerekir. Aşırı enerji alımı ve fiziksel aktivite azlığı şişmanlığa yol açar. Çocuklarda sağlıklı beslenme alışkanlığının kazandırılması gerekir. Tahıl, sebze ve meyve, yağı azaltılmış süt ve süt yerine geçenler, yağsız et, tavuk, balık ve fındık, fıstık tüketimi çocuklarda desteklenmeli, tüketimi sağlanmalıdır. Şeker ve yağ içeriği yüksek olan besinlerin tüketimi sınırlandırılmalıdır. Çocukların televizyon seyretmeleri veya bilgisayar ve video oyunları için harcadıkları zaman sınırlandırılmalı, daha fazla aktivite yapmaya yönlendirilmelidirler.
Çocukların sağlıklı yeme alışkanlığı kazanmalarına yardımcı olunmalıdır. Çocuklar büyüme içerisinde olduklarından ağırlık kaybetmeleri önerilmez, ağırlık kazanmaları önlenmeye çalışılır.
Yeme davranışı bozuklukları
Sürekli olarak aşırı, sık besin tüketme veya yemek yememe, besin alımının aşırı sınırlandırılması, yediklerini kusarak çıkarma gibi yeme davranışı bozukluklarında sağlık riskleri oluşur, hemen hekime başvurulması gerekir.
Öneriler
- Boyunuza uygun ağırlığı hedefleyin. Sağlıklı ağırlığa sahip iseniz, kilo almaktan kaçının. Kilolu veya şişman iseniz önce daha fazla ağırlık artışını önleyin daha sonra sağlığınızı korumak için ağırlık kaybetmeyi hedefleyin.
- Az yağ eklenmiş sebze, meyve, süt-yogurt ve tam tahılları tüketerek sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanın.
- Porsiyon büyüklüğünde sağlıklı beslenme için önerilen miktarlara uyun.
- Hareket edin. Düzenli fiziksel aktivite yapın. Aldığınız enerji ile tükettiğiniz enerji miktarını dengeleyin.
- Sağlıklı yeme alışkanlığı ve düzenli fiziksel aktivite ile çocuklara örnek olun.
- Günde en az üç öğün düzenli yemek yiyin, öğün atlamamaya, gece özellikle enerjisi yüksek hamur işleri, tatlılar, yağlı çerezler yememeye çalışan.
- Bol su ve şekersiz bitkisel çaylardan için.
- Vücut ağırlığınızı korumada davranışlarınızın önemli olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
● BESLENMEYE BAĞLI KRONİK HASTALIKLAR
Günümüzde şehirleşme, ekonomik gelişme ve pazar küreselleşmesi yaşam biçiminde ve diyette hızlı değişiklikler yaratmıştır. Bu durum hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli sağlık ve beslenme sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sağlıksız beslenme örüntüsünde değişiklikler, fiziksel aktivite azlığı, sigara içme alışkanlığı temel risk etmenlerini oluşturmaktadır. Şişmanlık, kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı, hipertansiyon ve inme, bazı kanser türleri ve osteoporoz beslenmeye dayalı kronik hastalıklar olup, önemli halk sağlığı sorunlarını oluşturmaktadır.
Kronik hastalıklar için şişmanlık dışında diğer bazı risk etmenleri de önem taşımaktadır. Bu etmenler şunlardır.
Kronik hastalıklar için diğer risk etmenleri
Fazla risk etmeni taşıyan bireylerin ağırlık kaybetmelerinde büyük yarar vardır.
- Ailesel kalp hastalığı öyküsünün varlığı
- Erkeklerde 45 yaşın üzerinde, kadınlarda ise menapoza girmiş olmak
- Sigara içmek
- Hareketsiz yaşam sürmek
- Kan basıncının yüksek olması
- Kan yağları düzeyinde bozukluk ( LDL-kötü huylu kolesterolün yüksekliği, HDL-iyi huylu kolesterolün düşüklüğü, yüksek trigliserit düzeyi)
- Şeker hastalığının varlığı
- Kan basıncının yüksekliğidir.
Kronik hastalıklar çoğunlukla önlenebilir hastalıklardır. Günümüzde önemli düzeyde çalışma birçok kronik hastalığın temellerinin anne karnındaki fetal döneme dayalı olduğunu da vurgulamaktadır. Fetal yaşamdaki sorunlar yetişkin dönem sorunlarının temelini oluşturmaktadır. İnsanın yaşam sürecinde beş dönem büyük önem taşımaktadır. Bu dönemler: fetal gelişme ve anneye ilişkin çevre; bebeklik; çocukluk ve adolesan dönemi; yetişkin dönem; yaşlılık ve ihtiyarlık dönemleridir.
- KALP DAMAR HASTALIKLARI
Günümüzde dünyadaki toplam ölümlerin yaklaşık üçte biri kalp damar hastalıkları nedeniyle olmaktadır ve bunların çoğu önlenebilir risk etmenleri olan sağlıksız diyet, yetersiz fiziksel aktivite ve sigaraya bağlıdır.
Kalp damar hastalıkları, kalp ve damarlardaki bütün bozuklukları ifade eder ve koroner kalp hastalıkları (kalp krizi), inme, yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği bunun içinde yer alır. Kalp kaslarına giden kan miktarının tümüyle durması ya da azalmasından kaynaklanan koroner kalp hastalıkları ölüm nedenlerinin büyük çoğunluğunu oluşturur. Kaslara giden kan miktarının azalma nedeni ise damarların daralması veya tıkanmasıdır. Yüksek tansiyon, kolesterol ve sigara damarların daralmasında ve esnekliğinin azalmasında etkilidir.
Koroner kalp hastalığı riskini azaltmaya yönelik öneriler
- Şişmanlığı önlemek için enerji alımı azaltılmalı, fiziksel aktivite artırılmalıdır.
- Enerjinin yağdan gelen oranını <% 30 indirilmelidir.
- Çoklu ve tekli doymamış yağ asitlerinden zengin yağ tüketilmelidir.
- Günlük kolesterol alımını <300 mg’ ın idüşürülmelidir.
- Saflaştırılmamış tahıl ürünleri, kuru baklagiller, sebze ve meyve alımı artırılmalıdır.
- Basit şeker alımı azaltılmaldır.
- Günlük tuz alımı 5 gramın altına indirilmelidir.
- Alkol alımı azaltılmalıdır.
- Yağı az et, balık, tavuk, süt ürünleri tüketilmelidir.
- Sarmısak, soğan, nane, maydanoz gibi sebzeler yemek hazırlamada kullanılmalıdır.
- Besinlerin pişirilmesinde kızartma ve tütsülemeden sakınılmalıdır.
● HİPERTANSİYON
Kanın damar çeperlerine yaptığı basınca tansiyon denir. Kan basıncının normal değerlerden yüksek olması “hipertansiyon” olarak tanımlanır. Sistolik kan basıncının (büyük tansiyonun) 140, diastolik kan basıncının 90 mm Hg veya üzerinde olmasını hipertansiyon olarak değerlendirmektedir. Çeşitli araştırmalara göre Türkiye’de hipertansiyonun görülme sıklığı %11 ile %43 arasında değişmekte ve 40 yaş üstü grupta daha sık görülmektedir.
Hipertansiyonlu kişilerde oluşan sağlık riskleri: Beyin felci (inme), böbrek hastalıkları ve kalp damar hastalıklarıdır.
Hipertansiyon ile ilişkili risk etmenleri: Kalıtım, şişmanlık, yaşlılık, yetersiz fiziksel aktivite düzeyi, alkol ve sigara kullanımı ve strestir.
Şişmanlık; hipertansiyonda başlıca risk etmenidir. Vücut ağırlığı olması gerekenin %20 üzerinde olanlar kişilerde hipertansiyon sıklığı, normal ağırlıkta olanların iki katı görülmektedir. Özellikle 30-40 yaş arası ağırlık kazanımı kan basıncını yükseltmektedir.
Hipertansiyon riskini azaltmak için; vücut ağırlığına dikkat edilmeli, tüketilen tuz miktarı azaltılmalı, egzersiz yapılmalı, sigara içiyorsa kişi bırakmalı, alkol kullanmamalı yada kullanımı en az düzeye indirilmeli, stresten kaçınılmalı ve baş etme yöntemleri öğrenilmelidir.
Hipertansiyon için beslenme önerileri
- BKI değerleri normal sınırlarda tutulmalıdır. Fazla ağırlık; dengeli, düşük enerjili diyet ve düzenli fiziksel egzersizle uygun bir sürede beden kitle indeksi [(vücut ağırlığı (kg)/ (boy uzunluğu2 (m)] 25 kg/m2 sınırına indirildiğinde kan basıncında düzelme görülebilmektedir.
- Alkol alımı sınırlanmalıdır.
- Günlük tuz tüketimi azaltılmalı, 5-6 gramı geçmemelidir. Bu düzeyi sağlayabilmek için yemekler tuz konulmadan pişirilmeli veya. ekmeğin az tuzlu ya da tuzsuz olmasına özen gösterilmelidir.
- Günlük kahve tüketimi 2-3 fincanı aşmamalıdır.
Tüketilmesi önerilen besinler; taze sebze ve meyveler, bitkisel sıvı yağlar ve zeytinyağı, yağsız tavuk eti, balık ve deniz ürünleri, nane, dereotu, kekik, soğan, sarmısak gibi tat vericiler, tahıl ve kurubaklagillerdir.
Tüketilmesi sakıncalı olan besinler; salamura besinler, turşu ve konserveler, tuz, kuruyemişler, cipsler, tereyağı, içyağı, sadeyağ, katı margarin, kırmızı et, sosis, salam, sucuk, pastırma, sakatatlar, soslar, vb besinlerdir.
● DİYABETES MELLİTUS (ŞEKER HASTALIĞI)
Diyabet hastalığı, pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliği veya yokluğu sonucu kandaki şeker miktarının artmasıdır. Bugün dünyada 177 milyon insan diyabetlidir. Bu sayının 2030 yılına kadar 370 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Bu artışın başlıca nedenleri olarak nüfus artışı, yaşlanma, sağlıksız diyetler, şişmanlık ve sedanter bir yaşam tarzı gösterilmektedir.
Diyabet iki şekilde sınıflandırılmaktadır. Bunlar;
- İnsüline bağımlı diyabet (Tip I): Pankreastan salgılanan insülin hormonu hiç yoktur veya etkisizdir. Bu nedenle hastaya insülin ilaç olarak enjekte edilir. Bu tip diyabet daha çok çocuklarda ve adolesanlarda görülür. Ancak yaşamın daha sonraki dönemlerinde de ortaya çıkabilmektedir.
- İnsüline bağımlı olmayan diyabet (Tip II): Çeşitli nedenlere bağlı olarak insülin hormonunun pankreastan yeterli düzeyde salgılanmaması sonucu oluşur. Genellikle yetişkinlerde görülen tip diyabettir. Ancak son yıllarda çocuklarda ve adolesanlarda da artan bir şekilde görüldüğü rapor edilmektedir.
Diabetes mellitus oluşumunu etkileyen etmenler
-
- Kalıtım
- Enfeksiyon hastalıkları
- Gebelik ve sık doğumlar
- Stres
- Bazı ilaçlar (diüretikler, kortikostreoidler vb)
- Alkol
- Yaş (40 yaş üzeri)
- Yüksek kan basıncı
- Hormonal bozukluklar
- Şişmanlık
- Fiziksel ve psikolojik travmalar
- Bazı pankreas hastalıkları
- Diyetin saf şeker miktarının yüksek olması (çay şekeri, bal, reçel, pekmez vb)
- Yetersiz posa tüketimidir (kurubaklagil, sebze ve meyve gibi besinlerin yetersiz tüketilmesi).
Diabetes mellitusun neden olduğu sağlık sorunları
-
- Hiperglisemi
- Hipoglisemi
- Koma
- Kalp damar hastalıkları
- Böbrek bozuklukları
- Körlükle sonuçlabilen göz sorunları
- Katarakt
- Sık enfeksiyonlar
- Yara iyileşmesinde gecikme
- His kaybı
- Felç (inme)
- Ayaklarda yaralar
- Büyüme geriliği
- Ölü ve düşük doğum riski
- Cinsel sorunlardır.
Diyabet yaşam boyu süren bir hastalıktır ve tedavisinde temel unsur diyet tedavisidir. Diyet tedavisinde, her hastanın besin gereksinimleri, beslenme alışkanlıkları ve sosyo ekonomik durumları birbirinden farklı olduğu için her diyabetlinin diyeti kendisine özgü olarak hazırlanmalıdır. Diyet tedavisi yanında, diyabetin kontrol altına alınmasında insülin ve/veya ilaç ile düzenli fiziksel aktivite birbirini tamamlayan üç önemli etmendir. Bunların herhangi birinin aksatılması diyabete bağlı sağlık sorunlarının ortaya çıkışını hızlandırır. Bu nedenlerle diyabetin önlenmesi ve tedavisinde birincil önlem, sağlıklı bir diyet ve düzenli fiziksel aktivite, ikincil önlem ise, erken tanı ve iyi tedavidir.
Diyabet hastalarının dikkat etmeleri gereken ilkeler
- Yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir.
- İdeal vücut ağırlığınızı korunmalıdır.
- Öğün atlanmamalı. Yemekler zamanında ve önerilen miktarda tüketilmelidir.
- İnsülin ve/veya ilaçları zamanında kullanmaya özen gösterilmelidir.
- Önerilen fiziksel aktivite düzenli olarak yapılmalıdır.
- Pişirme yöntemlerine dikkat edilmelidir. Haşlama, ızgara, fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir.
- Beslenmede posalı besinler tercih edilmelidir (Kurubaklagiller, meyve, sebze, kepekli ekmek gibi).
- Sıvı yağlar tercih edilmelidir.
- Alkol kan şekerinde düzensizliklere neden olabileceğinden, kullanılmamalı veya kullanmadan önce diyetisyene veya doktora danışılmalıdır.
- Diyabetin neden olabileceği sağlık sorunlarını önlemek için kesinlikle sigara içilmemelidir.
● KANSERLER
Kanser terimi, hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalarak tüm vücuda yayıldığı bir grup hastalığı ifade eder. Kanser sıklıkla nedeni bilinmeyen hastalık olarak algılanır. Ancak bugün kanser nedenlerinin büyük bir kısmı belirlenmiştir. Kalıtım yanında bazı kimyasal maddelerin (sigara ve diyette bulunan), radyasyonun, bazı virüslerin, bakterilerin, küflerin ve toksinlerin kansere neden oldukları bilinmektedir.
Günümüzde gelişmiş olan ülkelerdeki kanserden ölümlerin yaklaşık %30’unun en önemli nedeni sigaradır. Diyetin düzenlenmesi ve düzenli fiziksel aktivite ile kanserin önlenmesi ve kontrol altına alınması mümkündür. Toplu veya şişman olmak kanser için önemli bir risk etmenidir. Birçok kanser türünün görülme riski diyete yüksek miktarda meyve ve sebze eklenmesi ile azaltılabilmektedir. Ancak besinlerde kullanılan yüksek miktardaki katkı maddeleri, çeşitli pişirme yöntemleri (kızartma, tütsüleme gibi) ve kırmızı et tüketimi kanser riski artışı ile ilişkilidir. Bunların yanında kişilerin meslekleri sonucu maruz kaldıkları kimyasal maddelerde (arsenik, asbest, benzen gibi) kanser oluşumuna neden olabilmektedir.
Kanser riskini azaltmak için;
- İdeal ağırlığı korunmalıdır.
- Toplam yağ alımını azaltılmalı ve yağlı etler ile kızartmalar diyette en aza indirilmelidir.
- Taze sebze ve meyve tüketimi artırılmalıdır.
- Kurubaklagil ve yağlı tohumlara beslenmede yer verilmelidir.
- Sarmısak, soğan, nane, maydanoz gibi besinler yemek hazırlamada kullanılmalıdır.
- Alkol, sigara kullanılmamalıdır.
- Kompleks karbonhidrat alımı artırılmalıdır.
- Besinlerin pişirilmesinde kızartma ve tütsülemeden sakınılmalıdır.
- Salamura ve turşu gibi fazla tuzlu besinleri az tüketilmelidir.
- Düzenli fiziksel aktivite yapılmalıdır.
- Yiyecek ve içecekler çok sıcak tüketilmemelidir.
● OSTEOPOROZ
Osteoporoz, kemik kitlesinin azalması ve kemik dokusundaki yapısal değişiklikler sonucu kırık riskinin artması ile giden metabolik bir kemik hastalığıdır. Osteopeni terimi ise kırık olmaksızın kemik kitlesinin azaldığı durumlar için kullanılmaktadır.
Osteoporoz, menapoz sonrası kadınlarda olmak üzere tüm yaşlı bireylerde görülen kemik kırıklarının en temel nedenidir. Basit bir düşme ile kırıklar oluşabilmektedir.
Osteoporoz çok eski yıllardan beri bilinen bir sorundur. Günümüzde yaşam süresinin uzaması hastalığa olan ilgiyi artırmıştır. Osteoporoz toplumsal açıdan önem taşımaktadır. Oluşan kırıklar nedeniyle hastalığın tedavi maliyeti, ölüm riski oluşturması, iş gücü kaybına neden olması ve en önemliside yaşam kalitesini etkilemesidir. Tüm bu nedenlerle osteoporoz riskini ve oluşumunu önlemek üzere koruyucu sağlık hizmetlerine önem verilmesi, bireylerin yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığını kazanması ve fiziksel aktivite düzeylerinin artırılması doğrultusunda çalışmaların yürütülmesi gerekmektedir.
Osteoporoz nedenleri
Osteoporozun oluşumunda birçok etmen etkisinin olduğu bilinmektedir. Bu risk etmenleri şöyle sıralanabilir.
- Genetik: Beyaz ırkta risk yüksektir. Genetik özellikler kemik mineral yoğunluğu ile ilintilidir. Aile öyküsü irdelenmelidir.
- En yüksek kemik mineral yoğunluğuna ulaşılmamış olması önemlidir.
- Cinsiyet: Kadınlarda kemik mineral yoğunluğu rkeklerden düşüktür. Kadınlar osteoporoza daha duyarlıdır.
- Yaş: Yaşlılarda osteoporoz riski yüksektir. Menapoz sonrası kadınlarda risk artmaktadır.
- Cinsiyet hormonlarının yetersizliği: Kadınlarda östrojen hormonu yetersizliği, yumurtalıkların alınmış olması önemli risk etmenleridir. Menapoz sonrası kadınlarda sık görülür.
- İlaçlar: Antikoagülanlar, antasitler, tiroid homonu, antikonvülsanlar, kanser kemoterapisi vd ilaçların uzun süreli kullanılması risk oluşturmaktadır.
- Sedanter yaşam şekli: Fiziksel aktivite düzeyinin yetersizliği, hareketsiz yaşam kemik mineral yoğunluğunun yetersizliğine, idrarla aşırı kalsiyum atımına neden olmaktadır.
- Sigara, alkol, kafein alımı osteoporoz riskini artırır.
- Beslenmeden kaynaklanan risk etmenleri
- Yetersiz kalsiyum alımı: İskeletin yapıtaşı kalsiyumdur. Yeterli düzeyde kalsiyum alımı, en yüksek kemik mineral kitlesine ulaşmada etkendir. Hızlı büyüme döneminde kemiklerde kalsiyum birikimi artar. İskelet sistemi oluştuktan sonrada kemik mineral kitlesini dengede tutabilmek amacıyla kalsiyuma greksinme fazladır. En üst kemik mineral kitlesine 25 yaşlarında ulaşılır. Otuz yaşına kadar bir değişim olmaz, 30-35 yaşlardan sonra ise kitlede azalma başlar. Kadınlarda kayıp menapozla birlikte hızlanır. Büyüme çağında kemik mineral kitlesinin artırılması yeterli kalsiyum alımı ile sağlanmalıdır. Kalsiyumun vücutta kullanımı artırılmalı, emilimi engelleyen etmenlerin (okzalat, fitat, alkali ortam vd) etkisi azaltılmalıdır. Yaşlı bireylerde kalsiyum emilimi azalmaktadır.
- Yetersiz D vitamini alımı: Kalsiyumun vücutta kullanımı için yeterli miktarda D vitamini alınmalıdır.
- Fazla fosfor alımı: Proteinden zengin besinler fosfor yönünden de zengindir. Yetersiz kalsiyum alımında yüksek fosfor alınması osteoporoz riskini artırır.
- Fazla protein alımı: İdrarla kalsiyum atımını artırarak risk oluşturur. Proteinden zengin besinlerin tüketimi yaşlı bireylerde önerilmemektedir.
- Yetersiz veya aşırı flor alımı: Sularda flor içeriğinin litrede 0.7-1.2 mg olması gerektiği bilinmektedir. Bu düzeyin altına düşmesi veya aşırı flor alımı osteoporoz rskini artırmaktadır.
- Zayıflık: Beden kitle indeksinin <18.5 kg/m2 (zayıf ) olması osteoporoz riskini artırmaktadır. Menapoz sonrası kadınlarda beden kitle indeksinin 25-26 kg/m2 olması önerilmektedir. Yağ dokusundaki östrojenden yararlanmak amacıyla bu öneri yapılmaktadır.
- Aşırı tuz tüketimi: Günlük tuz tüketimi 5 gramın altına düşürülmelidir. Aşırı tuz alımı idrarla kalsiyum atımını artırmaktadır. Ayrıca beslenmeye bağlı kronik hastalıkların önlenmesi açısındanda bu öneri önem taşımaktadır.
- Aşırı posa alımı: Aşırı posa alımı kalsiyumun vücutta kullanımını engellemektedir. Posa alımı önerilen miktarlarda alınmalı, aşırıya kaçılmamalıdır.
- Metaller: Aluminyum, kadmiyum ve diğer metallerin alımı ile oeteoporoz riskinin arttığı bilinmektedir.
Beslenmede yaşam boyu yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmeli ve risk oluşturan etmenlere dikkat edilmeli, sedanter yaşamdan uzaklaşıp, fiziksel aktivite düzeyi yüksek yaşam şekli benimsenmelidir.
ÖĞRENDİKLERİNİZİ KONTROL EDİNİZ
Ülkemizdeki beslenme durumunu, yetersiz ve dengesiz beslenmeye bağlı görülen beslenme ve sağlık sorunlarını gördünüz. Öğrendiklerinizi aşağıdaki sorularla kontrol ediniz.
SORULAR
1) Beslenme nedir?
a) Karın doyurmaktır
b) Açlık duygusunu bastırmaktır
c) Canının çektiğini yemektir
d) İnsanın büyümesi, gelişmesi, sağlığının korunması ve geliştirilmesi, yaşam kalitesinin arttırılması için gerekli olan besin ögelerini vücuduna alıp kullanmasıdır.
2) Türkiye’de günlük tüketilen enerjinin yüzde kaçı ekmekten sağlanmaktadır?
a) %34
b) %44
c) %54
d) %58
3) Türkiye’de sık görülen beslenme ve sağlık sorunları hangileridir?
a) Protein enerji yetersizliği, iyot yetersizliği, demir yetersizliği
b) Protein enerji yetersizliği, vitamin B12 yetersizliği, diş çürükleri
c) İyot yetersizliği, şişmanlık, C vitamini yetersizliği
d) Vitamin B12 yetersizliği, C vitamini yetersizliği, Vitamin B6 yetersizliği
4) Aşağıdakilerden hangisi protein enerji yetersizliği hastalığının nedenlerinden değildir?
a) Beslenme bilgisi düzeyinin ve bilincinin yetersizliği
b) Aile kalabalıklığı
c) Kalıtım
d) Ekonomik güçsüzlük
5) Aşağıdakilerden hangisi protein enerji yetersizliğinde çocuklarda görülen sorunlardan değildir?
a) Büyüme geriliği
b) Bebek ve çocuk ölümleri
c) Böbrek yetmezliği
d) Vücut direncinin azalması ve hastalıkların sık görülmesi
6) Aşağıdakilerden hangisi demir yönünden zengin bir besindir?
a) Bal
b) Süt, yogurt
c) Elma
d) Et veürünleri
7) Vücutta demirin kullanımını arttıran öge hangisidir?
a) C vitamini alımı
b) Çay tüketimi
c) Fazla posa tüketimi
d) Su tüketimi
8) Bebeklerde demir yetersizliğine bağlı kansızlığın önlenmesinde aşağıdakilerden hangisi doğru değildir?
a) Bebeklere doğumdan itibaren 6 ay süre ile sadece anne sütü verilmesi
b) Bebeğe 6. aydan itibaren uygun tamamlayıcı besinlerin verilmesi
c) Gebe kadının gebeliği boyunca yeterli miktarda demir kaynağı besinleri tüketmesi
d) Bebeğe folat desteğinin verilmesi
9) Demirin vücuda yetersiz alımı sonucunda aşağıdaki hastalıklardan hangisi görülür?
a) Kemik erimesi
b) Rikets
c) Guatr
d) Kansızlık
10) Aşağıdaki besinlerden hangisi iyi bir demir kaynağıdır?
a) Süt ve ürünleri
b) Yumurta beyazı
c) Pekmez
d) Bal
11) Aşağıdakilerden hangisi iyot yetersizliği hastalıklarından korunmamızda en etkin yöntemdir?
a) Flor içeren su
b) Bal
c) İyotlu tuz
d) Demir eklenmiş ekmek
12) İyot yetersizliğinde çocuklarda aşağıdaki sorunlardan hangisi görülür?
a) Guatr
b) Zeka puanı düşer. Okul başarısı azalır.
c) Gebe kadınlarda düşük, ölü doğum, bebeklerde ve çocuklarda büyüme geriliği görülür.
d) Yukarıdakilerin hepsi
13) Güneş ışığı aşağıdaki hastalıklardan hangisini önler?
a) Raşitizm
b) Guatr
c) Kansızlık
d) Şeker hastalığı
14) Çocuklarda bacaklarda eğriliğe, bıngıldağın geç kapanmasına, dişlerin geç çıkmasına, geç oturma, geç yürüme vb belirtilerle seyreden hastalık hangisidir?
a) Raşitizm
b) Guatr
c) Kansızlık
d) Şeker hastalığı
15) Gebelikte annenin yetersiz alımına bağlı olarak bebeklerde doğumsal anormalliklere, nöral tüp defekti vb sorunlara neden olan besin ögesi hangisidir?
a) D vitamini
b) Folat
c) İyot
d) Protein
16) Diş çürüklerinin önlenmesinde önem taşıyan besin ögesi hangisidir?
a) Yeterli flor alımı
b) Kalsiyum alımı
c) Protein, C, A, D vitaminleri
d) Yukarıdakilerin hepsi
17) Şişmanlık tanımı aşağıdakilerden hangisidir?
a) Boya göre ağırlığın fazla olmasıdır.
b) Vücutta yağ ve kas miktarının artmasıdır.
c) Vücutta yağ, kas ve su miktarının artmasıdır.
d) Vücutta yağ miktarının artmasıdır.
18) Vücudumuz kalsiyuma gereksinme duyar; çünkü kalsiyum…..
a) Grip olmamızı önler.
b) Kemik, dişlerin gelişimi ve sağlıklı kalmasına yardım eder.
c) Gece karanlıkta iyi görmemizi sağlar.
d) Kanımızın sağlıklı kalmasına yardım eder.
19)Aşağıdakilerden hangisi beslenmeye bağlı kronik hastalıklar için risk etmenidir?
a) Hareketsiz yaşam
b) Şişmanlık
c) Sigara içilmesi
d) Yukarıdakilerin hepsi
20) Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar hangileridir?
a) Kalp damar hastalıkları
b) Şeker hastalığı
c) Osteoporoz
d) Hepsi